Menü Kapat

İnsanın Bilinmeyen Psikolojisi’nden (Auspensky)

Auspensky, İnsanın Bilinmeyen Psikolojisi kitabının kapağından bir ayrıntı.

Aşağıdaki metin, P.D. Ouspensky’nin, İnsanın Bilinmeyen Psikolojisi isimli kitabından alınan notlardır (Ouspensky, P.D. İnsanın Bilinmeyen Psikolojisi. Çev.: Cüneyt Kurdoğlu. Ruh ve Madde Yayınları, İstanbul 1995.)


Tanıdığımız insanın tamamlanmış bir varlık değildir.

Tamamlanma, insanın kendi adına belirli türde çabalarıyla, benzeri çalışmaya daha önce başlamış, halihazırda belirli derecede bir gelişim elde etmiş veya en azından yöntemlerin belirli bilgisine sahip olanların yeterli yardımıyla, sadece belirli bazı koşullarda mümkündür.

Çaba olmadan evrim mümkün değildir.

Yardım almadan evrim mümkün değildir.

İnsanın evrimi, genellikle gelişmemiş kalan ve kendi kendine gelişmeyecek belirli niteliklerin ve özelliklerin gelişimidir.

İnsanın evrimi, neyi elde edebileceği ve bunun için ne vermesi gerektiği anlayışına dayanır.

Genelde bilinen, psikolojik ve manevi kuramlarda, insanın evriminin mümkün olduğu temeline dayananlarda bile kayıp bir halka vardır: Samimiyet.

Samimiyet, insanın bilmediği ve şimdi sahip olmadığı yetenekleri veya güçleri elde etmeden önce, aslında sahip olmadığı fakat kendine atfettiği ve tanıdığını, kullanabileceğini ve denetleyebileceğini sandığı yetenekleri ve güçleri edinmesi gerektiği gerçeğini kabul etmesidir.

İnsanın kendisine atfettiği ama sahip olmadığı nitelikler:

  • yapabilme yeteneği,
  • bireysellik veya teklik,
  • sürekli bir ego
  • şuur ve iradedir.

İnsan, dış tesirler veya etkilerle harekete geçen bir makinedir. Geçmiş tecrübelerin hatıralarının belli bir birikimi ve bir miktar enerjiyle bir otomattır.

İnsanın bilmesi gereken ilk şey, kendisinin “tek” olmadığı, “çok” olduğudur, Sürekli ve değişmez bir benliği veya egosu yoktur.

Her düşünce, her duygu, her duyum, her arzu, her sevilen ve sevilmeyen, bir “benlik”tir. Bu “Ben”ler herhangi bir biçimde birbiriyle bağıntılı ve koordine edilmiş değildirler. Bunların her biri, dış şartlardaki değişimlere ve bu değişimlere dair izlenimlere bağlıdır. Bir düzen ve sistem yoktur.

İnsan kendisi dediğinde, ifade edilişi sürmekte olan en son “ben”i kast etmektedir. 

Gelişimi engelleyen yanılgılar

Kişi sahip olabileceği her şeye zaten sahip olduğunu sanar ama aslında değildir.

Kişi kendi başına bir şeyler elde edebileceğini sanar ama edemez.

İnsanın bundan sonraki evrim safhası, şuur, içsel birlik, sabit ego ve irade kazanmasıdır. 

İnsanın kendisinde bulduğu bu zararlı özellikler

  • Yalan, kişinin bilmediği ve hatta bilemeyeceğİ şeyler hakkında, biliyormuş gibi veya bilebilecekmiş gibi konuşması anlamına gelir.
  • İmajinasyon.  Bir şeyi gözlemlemeyi arzu eder, fakat onun yerine, aynı konu üzerine kendinde imajinasyon başlar ve gözlemi unutur
  • Negatif duyguların ifadesi. Bütün şiddet ya da üzüntü duyguları.
  • Konuşma. 

Mekanik tezahürler öyle çabuk, öyle alışılmış ve fark edilmez biçimde  ortaya çıkarlar ki insan karşı koymak için yeterli çabayı göstermeden bunların farkına varamaz ve gözlemleyemez.

Eşkoşma (özdeşleşme): insan kendisini her şeyle; söyledikleriyle, duyduklarıyla, inandıklarıyla, inanmadıklarıyla, arzu ettikleriyle arzu etmedikleriyle, kendisini çeken ve iten şeylerle eşkoşar.

Kaale alma (önemseme): insanın sürekli olarak diğer insanların kendisindeki iyi yanları görüp görmedikleri, kendisine yeterince hayran olup olmadıkları konusunda endişe etmesidir. Kaale alma aslında kişinin diğer insanlarla özdeşleşmesidir.

Tesirler

İnsana yeni bilgi edinmeyi arzulatan ve kendisinin değişmesini isteyen iki tür tesir vardır.

A tesirleri

Birinci tür tesirler: hayatın kendisi tarafından yaratılan ilgiler ve çekici şeylerden oluşur: Insanın sağlık, emniyet, zenginlik, zevkler, eğlenceler, güvenlik, kibir, kendini sevme, ün gibi ilgileri… 

B tesirleri

İkinci tür tesirler: hayat içerisinde yaratılmayan, fakat orijinal olarak ekollerden gelen fikirlerin uyandırdığı, farklı düzendeki ilgilerden oluşur.

Bu tesirler insana direkt biçimde ulaşmaz. Her zaman birinci türdeki tesirlerle karışık olarak ve genelde başlangıçtaki durumlarına çok az benzeyen bu tesirler, hayatın genel döngüsü içine atılırlar, birçok farklı zihinlerden geçerek insana felsefe, bilim, din aracılığıyla ulaşırlar.

Manyetik merkez

B tesirlerinin ortaya çıkardığı  etkiler yeterince güçlüyse, birlikte kaynaşırlar ve insanda manyetik merkez denilen şeyi oluştururlar. Manyetik merkez kişiliktedir. Yeterince güçlendiğinde, belirli bir dereceye kadar yol gösterici ve kontrol edici bir ilgiler grubudur. 

Manyetik merkez kişinin ilgilerini belirli bir yöne döndürür ve orda korumasına yardımcı olur.

Manyetik merkez kendi başına çok şey yapamaz. Bir ekol gereklidir. Manyetik merkez bir ekolün yerini alamaz, fakat bjr ekolün gerekliliğinin fark edilmesine, bir ekolün aranmaya başlanmasına ya da kişi bir ekole rastlamışsa ekolü tanımasına ve kaybetmemeye çalışmasına yardımcı olur. 

C tesirleri – ekol öğretisi

Doğru bir manyetik merkez kişinin sadece bir ekolü tanımasına yardımcı olmaz; A ve B tesirlerinden farklı olan C tesirleri diye adlandırabileceğimiz ekol öğretisini de hazmetmesine yardımcı olur. 

C tesirleri yalnızca ağızdan çıkan sözle, doğrudan öğretimle, açıklamayla ve göstermeyle iletilebilir. [meşk usulü]

Bir insan C tesirleri ile karşılaştığında bunları hazmedebiliyorsa, manyetik merkezde rastlantı yasasından bağımsızlaştığı  söylenebilir. Bu andan itibaren manyetik merkez gerçekten rolünü oynamış olur. İnsanı bir ekole getirmiş ya da oradaki ilk adımlarına yardım etmiştir. Bundan sonra okulun fikirleri ve öğretisi manyetik merkezin yerini alabilir, yavaşça kişiliğin farklı bölümlerine ve zamanla da öze nüfuz etmeye başlayabilir.

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir