Menü Kapat

Bir Normal Doğum Hikayesi

Doğal doğum

Yeraltı

Normal doğum. İlk çocuğumuz. Doğumhanede karımın yanındayım. Ben, doktor, hemşire, kim bilir hangi görevle orada bulunan tüm sağlık personeli, doğum sürecinde yanımızdan ayrılmayan ebemiz ve elbetteki karımla birlikte belki on kişi vardık. Tamam, aslında on bir.

Bir yandan karım bağırıyor, bir yandan doktor hanım ona yarı Amerikan filmi diliyle telkinlerde bulunuyor: “Haydi kızım, yapabilirsin!” Hastanenin bodrum katındayız. Pencere yok. Varsa da karanlığa bakıyor.

Karım, “Ben yapamayacağım!” diye bağırıyor. Doğurmaktan vaz geçecek hali yok ya! Her halde normal doğumdan vazgeçecek, sezaryen yaptırmak isteyecek diye endişeleniyorum. Biliyorum, gerçekten mecbur kalmadıkça sezaryen yaptırmak istemiyor. Hatta mümkün olsa evde doğum yapacaktı. Ben de başlıyorum telkine: “Az bir şey kaldı hanım. Dayan. Buradan dönülmez artık.”

Normal doğum

Hortumlar, bip bipler, yeşil pelerinli, yeşil maskelerinin ardında yalnızca gözleri görünen sağlık personelleri, karımın maskesiz ağzından nağmeler ve benim maskem var mıydı onu hatırlamıyorum fakat karımın elini tuttuğumu iyi hatırlıyorum ve o benim elimi sıkıyor ve ben de onun elini sıkıyorum. Doktor, Beyaz Gölge‘deki basket koçu gibi nidalanmaya devam ediyor ve aşağıdan, yani karıma göre aşağı sayılır, o yattığı için benim sağ tarafımda kalıyor, bacakların birleştiği yerden siyah bir şey görünüyor…

Büyük! O büyüklükte bir şey oradan nasıl çıkıyor anlamak zor. Benim o tarafa geçmem yasak olduğu için durumu bilimsel bir titizlikle gözlemleyemiyorum. Benim baktığım yerden, sanki orada boyutlar arası bir kapı var da, gelen oradan geliyor gibi gözüküyor. Yavaş geliyor.

Sülalenin orada hazır bulunan diğer fertleri doğumhanenin pencereleri ve kapının aralığından gördükleri ile yetinmek durumundalar. Bulundukları yerden asıl doğum olayı pek iyi görülemiyor olsa gerek ki, dikkatlerini bana odaklamışlar. Yüzümün o anda aldığı halin taklidini yaparak yıllardır benimle alay ederler. Bense, soğukkanlılığımı koruduğumu düşünüyorum. Hatta bundan eminim!

Neyse, yavaş da olsa bebek gelmeyi sürdürüyor. Israrla, kararlılıkla geliyor. Bana muhtemelen gerçekte olduğundan daha uzun gelen bir sürenin sonunda tamamıyla dışarı çıkıyor. Buruş buruş, üzeri sanki bir leğen pudranın içinde yuvarlanmış gibi beyaz bir şeyle kaplı, hafif memnuniyetsiz bir yüzle -evet yüzü var!- çıkıyor. Doktorun elinde görünür görünmez karım bağırıyor: “Bana verin!”

Veriyorlar. Sonra alıp, göbeğini kesip, tezgah gibi bir yere yatırıyorlar bebeği. Orada ağzına burnuna bir boru sokuyorlar. Kızımız -kızmış- ağlıyor. Karımın bebeğini isteyen sesi yükseliyor. Sonunda bebeği annesine veriyorlar.

Sükunet

O geceyi hastanede geçiriyoruz. Hastanede geçirdiğimiz zamanı, doğum da dahil, personelin iyi niyetine rağmen, katlanmak zorunda kaldığımız bir süreç olarak hatırlıyorum. Hastaneler, en lüksü bile olsa, hatta belki daha çok onlar, genelde bana itici geliyor. Adı bile itici; hasta-hane. Biz hasta değiliz ki. Normal doğum yapmak için deneyim ve teçhizatınızdan yararlanmaya geldik.

Ertesi sabah, bir gün önce iki kişi çıktığımız eve, üç kişi olarak dönüyoruz.

Sonrası güzel.

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

1 Comment

  1. Geri bildirim: Evde Doğum Kararı, Uygulaması ve Sonucu | turzifer

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir